Fiziksel altın veya gümüşle desteklenen bir dijital para birimi sistemi

Altın Standardının Dijital Evrimi

Kinesis Money, fiziksel altın ve gümüş üzerine inşa edilmiş bir parasal platformdur. Bireylerin ve işletmelerin dijital bir ödeme sistemi aracılığıyla değerli metaller satın almasına, elinde tutmasına, transfer etmesine, harcamasına ve ödeme olarak kabul etmesine olanak tanır.

Platform, itibari paralara (fiat currencies) dayanmak yerine iki yerel token kullanır: KAU, bir gram altını; KAG ise bir ons gümüşü temsil eder. Kinesis’in hukuki belgelerine göre, her bir token, sigortalı ve bağımsız şekilde işletilen kasalarda muhafaza edilen, tamamen tahsis edilmiş (fully allocated) fiziksel metal üzerinde doğrudan mülkiyet hakkını ifade eder. Bu kasalar, dünyanın önde gelen değerli metal ticaret merkezlerine yayılmış durumdadır. KAU ve KAG’nin bire bir fiziksel metal desteği, küresel ölçekte faaliyet gösteren denetim, test ve belgelendirme kuruluşu Bureau Veritas tarafından yılda iki kez bağımsız olarak denetlenmektedir.

Pax Gold ve Tether Gold gibi altın destekli token’lar ağırlıklı olarak yatırım ürünü olarak tasarlanmışken, Kinesis’in KAU ve KAG token’ları daha geniş kapsamlı bir parasal sistem içinde dijital para olarak kullanılmak üzere geliştirilmiştir. Başka bir ifadeyle, değerli metallerin yüzyıllar boyunca üstlendiği para olma işlevini modern dijital dünyada yeniden hayata geçirmeyi amaçlamaktadır.

İnsanlar Neden İtibari Paraların Ötesine Bakıyor? Sağlam Paranın Arayışı (The Quest For Sound Money)

Alan Greenspan, 1966 yılında kaleme aldığı “Altın ve Ekonomik Özgürlük” (Gold and Economic Freedom) başlıklı makalesinde, Federal Reserve’in 13. Başkanı olmadan çok önce, altın standardına yönelik düşmanlığı dikkat çekici sözlerle açıklıyordu:

“Altın standardının olmadığı bir sistemde, tasarrufları enflasyon yoluyla el konulmaktan korumanın hiçbir yolu yoktur. Güvenli bir değer saklama aracı (store of value) yoktur. … Refah devletinin (welfare state)mali politikası, servet sahiplerinin kendilerini koruyabilecekleri hiçbir yolun bulunmamasını gerektirir. Refah devleti yanlılarının (welfare statists) altına yönelik bitmek bilmeyen saldırılarının ardındaki acı gerçek budur. Bütçe açıklarıyla harcama yapmak, servetin el değiştirmesini sağlayan bir mekanizmadan başka bir şey değildir. Altın bu sinsi sürecin önünde duran engeldir. Mülkiyet haklarının koruyucusudur. Bunu kavrayan biri, devletçi anlayışın altın standardına neden karşı çıktığını anlamakta zorlanmaz.”

Elbette Greenspan’ın “refah devleti yanlıları” (welfare statists) olarak tanımladığı kesimin gerçek niyetleri tartışmaya açıktır. Altın standardını eleştirenler de modern ekonomilerin parasal esnekliğe ihtiyaç duyduğunu ve paranın sıkı biçimde fiziksel varlıklara bağlanmasının ekonomik kriz dönemlerinde politika yapıcıların hareket alanını daraltabileceğini savunurlar.

Bununla birlikte, inkâr edilmesi güç olan bir gerçek vardır: İtibari paralar (fiat currencies), özellikle devletlerin ekonomik canlandırma politikalarına (stimulus measures) başvurduğu dönemlerde değer kaybetmeye son derece açıktır.

Bunun sonuçları hepimizin aşina olduğu türdendir. Sabit gelirle yaşayan emekliler, birikimlerinin her yıl daha az alım gücü sağladığını görür. Temkinli tasarruf sahipleri, yalnızca enflasyona karşı varlıklarını koruyabilmek için normalde almak istemeyecekleri yatırım risklerini üstlenmek zorunda kalırlar. Finansal bilgi seviyesi sınırlı olan yatırımcılar ile finansal araçlara hiç erişemeyen ya da yalnızca kısmen erişebilen insanlar ise çoğu zaman farkına bile varmadan servetlerinin yavaş yavaş eridiğine tanık olurlar.

Bu nedenle giderek daha fazla insanın alternatif arayışına yönelmesi şaşırtıcı değildir. Aradıkları şey, keyfi para arzı artışlarıyla değerini kaybetmeyen bir değişim aracıdır (medium of exchange). Nitekim Bitcoin‘i ilk yıllarında bu kadar cazip kılan özelliklerden biri de buydu; henüz tamamen spekülatif bir varlığa dönüşmeden önce.

Ne var ki itibari paralar zaman içinde sürekli satın alma gücü kaybederken, altın geçmişin işe yaramaz bir kalıntısı, adeta değersiz bir “evcil kaya” (pet rock) gibi gösterildi. Yatırım danışmanları ve finans yorumcularının önemli bir bölümü, Warren Buffett‘ın şu küçümseyici görüşünü paylaşıyordu:

“Altın Afrika’da ya da başka bir yerde yerin altından çıkarılır. Sonra eritilir, yeniden bir çukur kazılır, tekrar toprağa gömülür ve başına da onu korusun diye insanlar dikilir. Hiçbir faydası yoktur.”

Ancak değişim yalnızca altının bir yatırım aracı olarak algılanışında yaşanmadı. Altının para olarak oynadığı tarihsel rol de hem modern para sistemi içinde hem de finans dünyasındaki genel söylemde giderek arka plana itildi. Öyle ki, altının modern ekonomilerde artık parasal bir önem taşımadığı düşüncesi neredeyse sorgulanmadan kabul edilen yaygın bir varsayıma dönüştü.

Bunu en sıradan örneklerde bile görmek mümkündür. İnternetteki yatırım forumlarında altın neredeyse her zaman “emtialar” (commodities) başlığı altında tartışılır; “para birimleri” (currencies) bölümünde değil. Sanki para tarihindeki yüzyıllar süren rolü, yalnızca dipnot olarak anılması gereken eski bir ayrıntıymış gibi.

Bana göre — muhtemelen Cantillon etkisi (Cantillon effect) nedeniyle — paranın altından koparılması, tamamen olmasa bile büyük ölçüde finansal sistemin merkezindeki kurumların lehine, sıradan vatandaşların ise aleyhine sonuçlandı. Çünkü yeni yaratılan para, fiyatlar toplumun geri kalanı için yükselmeden önce, önce bu paraya en yakın olan kesimlerin eline geçer.

Ayrıca, itibari para sistemlerinin doğasında bulunan sürekli para arzı genişlemesi ve bunun yol açtığı değer kaybı karşısında, deneyimli yatırımcıların ortalama bireye göre önemli avantajlara sahip olduğuna inanıyorum. Daha kaliteli bilgiye daha erken ulaşmaları ve çoğu insanın bilmediği ya da erişemediği karmaşık finansal ürünleri kullanabilmeleri bu avantajların başında geliyor. Özellikle bankacılık sisteminin dışında kalan ya da sisteme yalnızca sınırlı ölçüde entegre olabilen kişiler için bu eşitsizlik daha da belirgin hâle geliyor.

Son olarak, aşırı para yaratımının yol açtığı parasal değer kaybının en ağır yükünü düşük gelirli ailelerin taşıdığı kanaatindeyim. Çünkü bu kesimin tasarruf imkânı son derece sınırlıdır; etkili yatırım yapabilecek ekonomik kaynaklara ve yeterli likiditeye çoğu zaman sahip değildir.

Değerli Metallere Erişimin Demokratikleşmesi (Democratizing Access To Precious Metals)

Bazı ülkelerde gelişmiş bir fiziksel külçe (bullion) piyasası vardır ve bu son derece olağan karşılanır. Ancak birçok ülkede böyle bir piyasa neredeyse hiç bulunmaz. Bu da sıradan insanların değerli metallere yatırım yapabilmesi için önlerinde çok az gerçekçi seçenek bırakır.

Külçe satıcılarının bulunduğu ülkelerde bile süreç, bir tasarruf hesabı açmak ya da bir ETF satın almak kadar kolay değildir. Yatırımcıların pek çok konuda karar vermesi gerekir: Sikke mi yoksa külçe mi alınmalı? Küçük gramajlar mı, büyük külçeler mi tercih edilmeli? Hangi sigorta daha uygun? Güvenli taşıma nasıl sağlanmalı? Alım satım sırasında orijinallik nasıl doğrulanmalı? Alış ve satış fiyat farkı (spread) ne kadar rekabetçi? Ve belki de en önemli soru: Fiziksel altın veya gümüş güvenli biçimde nerede saklanmalı?

Bazı külçe yatırımcılarının tartışılmaz bir kural olarak benimsediği “Elinde tutmuyorsan, sana ait değildir” (If you don’t hold it, you don’t own it) ilkesi, çoğu zaman güvenli ev depolamasının mümkün olduğu, istikrarlı ve varlıklı ülkelerde yaşayan yatırımcıların bakış açısını yansıtır.

Oysa bu yaklaşım, dünyanın başka yerlerinde yaşayan milyonlarca insanın gerçeklerini göz ardı eder. Güvenlik kaygıları, yetersiz konut koşulları, siyasi istikrarsızlık veya zayıf hukuki koruma nedeniyle birçok kişi için değerli metalleri evinde saklamak ne pratik ne de arzu edilen bir çözümdür. Ayrıca bu ilke, kurumsal sahiplik (institutional ownership) ile de tam olarak bağdaşmaz. Örneğin bir emeklilik fonu (pension fund) tahsis edilmiş (allocated) külçelere sahip olabilir, ancak hiç kimse bu fonun altınlarını kendi kasasında saklamasını beklemez.

Kinesis gibi platformlar ise bu engellerin büyük bölümünü ortadan kaldırır. Akıllı telefon ve internet bağlantısı olan herkes, tahsis edilmiş fiziksel altın ve gümüş sahibi olabilir. Platformdaki borsada (exchange) işlemler, başlıca para birimleri ve kripto varlıklar karşılığında, toptan fiyatlara oldukça yakın seviyelerde gerçekleştiği için alış ve satış fiyat farkları (spread) düşük kalır.

Geleneksel fiziksel altın yatırımlarında sermaye çoğu zaman satış anına kadar kullanılmadan bekleyen atıl sermayeye (dead money) dönüşür. Kinesis’te ise kullanıcılar, değerli metal sahibi olmanın avantajlarından vazgeçmeden ihtiyaç duyduklarında varlıklarını kullanabilirler.

KAU ve KAG’nin yüksek bölünebilirliği sayesinde altın ve gümüş, 0,00001 gram altın veya 0,00001 ons gümüş gibi son derece küçük miktarlarda bile alınıp satılabilir. Bu da çok sınırlı sermayeye sahip kişilerin bile fiziksel değerli metallere yatırım yapmasını ve bunları günlük hayatta kullanmasını mümkün kılar.

Bana göre bu yaklaşım, mobil bankacılığın (mobile banking) gelişmekte olan pazarlarda finansal hizmetlere erişimi nasıl dönüştürdüğünü hatırlatıyor. Nasıl ki M-Pesa, Doğu Afrika’da milyonlarca insanın bir banka şubesine gitmeden, yalnızca basit cep telefonlarıyla para saklamasına ve transfer etmesine imkân tanıdıysa, Kinesis de insanlara kasalar veya külçe satıcılarıyla uğraşmadan fiziksel değerli metallere sahip olma ve bunları kullanma olanağı sunuyor.

Sağlam paraya (sound money) bu ölçüde kolay erişim sağlanması, mobil bankacılığın yaygınlaşması kadar önemli bir dönüşüm yaratma potansiyeline sahip olabilir.

Altın Standardı 2.0 (Gold Standard 2.0): Dijital Çağ İçin Sağlam Para (Sound Money)

Kinesis, fiziksel külçelere (bullion) sahip olmayı kolaylaştırmanın çok ötesine geçiyor. Kullanıcılar cüzdanlar (wallets)arasında anında değer transferi yapabiliyor. Kinesis Card, sıradan bir ödeme kartı gibi çalışıyor; ödeme sırasında altın ve gümüş bakiyelerini gerçek zamanlı olarak yerel para birimine dönüştürüyor. İşletmeler ise Kinesis Pay aracılığıyla değerli metallerle ödeme kabul edebiliyor.

Tüm bunların ortak amacı, altın ve gümüşü yalnızca yatırım aracı olmaktan çıkarıp yeniden gerçek para işlevine kavuşturmaktır.

Tarih, yeni ödeme yöntemlerinin ilk ortaya çıktıklarında çoğu zaman kuşkuyla karşılandığını gösteriyor. Kredi kartları kullanılmaya başlandığında birçok kişi insanların nakit yerine bir plastik karta güveneceğine inanmıyordu. Benzer bir şüphecilik internet bankacılığı (online banking) için de yaşandı. Pek çok insan parasını internet üzerinden yönetmeyeceğini, bunun yerine banka şubesine gitmeyi tercih edeceğini söylüyordu. Bugün ise her ikisi de hayatın sıradan bir parçası hâline gelmiş durumda.

Bu açıdan bakıldığında Kinesis, Altın Standardı 2.0 (Gold Standard 2.0) olarak görülebilir. Buradaki amaç 19. yüzyılın para sistemine geri dönmek değil; altının tarih boyunca sağladığı parasal disiplini, dijital teknolojilerin sunduğu hız ve kullanım kolaylığıyla bir araya getirmektir.

Ancak Altın Standardı 2.0 ile klasik altın standardı arasında önemli bir fark bulunuyor: Katılım tamamen gönüllülük esasına dayanıyor. İnsanlar tek bir para sistemine tabi olmaya zorlanmak yerine, değerli metalleri elde tutup tutmamaya ve onlarla işlem yapıp yapmamaya kendileri karar veriyor.

Bu yaklaşım, Hayek‘in “Serbest Piyasa Para Sistemine Doğru” (Towards a Free Market Monetary System) adlı eserinde dile getirdiği temel görüşlerden biriyle de örtüşüyor:

“Eğer bir gün yeniden sağlam bir paraya (decent money) kavuşacaksak, bunun hükümetten gelmeyeceğine her zamankinden daha fazla inanıyorum. Böyle bir para özel girişim tarafından çıkarılacaktır. Çünkü halkın güven duyacağı ve kullanacağı kaliteli bir para sunmak yalnızca son derece kârlı bir iş olmakla kalmaz; aynı zamanda ihraç edeni, hükümetlerin hiçbir zaman tabi olmadığı ve olamayacağı bir disipline de tabi kılar.”

Bana göre bu gönüllülük ilkesi ve bunun doğal sonucu olan para birimleri arasındaki rekabet, bu modelin en güçlü yönlerinden biridir. Çünkü hem bireylere hem de işletmelere, özgür parasal tercih (free monetary choice) diyebileceğimiz bir seçenek sunmaktadır.

Allocated Bullion Exchange (ABX) Neden Önemli?

Kinesis, temelini Allocated Bullion Exchange (ABX) üzerine kurmuştur. ABX, fiziksel değerli metallerin alım satımı ve saklanmasına yönelik kurumsal bir platformdur. Geliştirilmesine 2011 yılında başlanmış, tam ölçekli olarak ise 2016 yılında faaliyete geçmiştir.

Günlük kullanıcılar açısından en önemli unsur, ABX’in yıllar içinde oluşturduğu profesyonel kasa ağı ve Malca-Amit, Armaguard ve Loomis International gibi lojistik ortaklarıdır. Bu iş birlikleri sayesinde kullanıcılar, dünyanın farklı bölgelerine yayılmış, sigortalı ve güvenli depolama altyapısına erişim sağlayabilir.

Sistem; mülkiyet kayıtlarını, mutabakat süreçlerini (reconciliations) ve bağımsız denetimleri yönetir. Bu nedenle KAUve KAG‘yi destekleyen fiziksel altın ve gümüşün denetimleri, Bureau Veritas tarafından düzenli ve verimli bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Çünkü tüm süreçler, profesyonel bir saklama altyapısı (professional custody setup) içinde yürütülmektedir.

Altın ve Gümüş Dijital Ekonomide Yeniden Para Olabilir mi?

Altının yeniden para olarak kullanılmasını savunan fikri eleştirenler, altın destekli sistemlerin yerleşik itibari para (fiat currencies) ağlarıyla rekabet edemeyeceğini öne sürüyor. Ulusal para birimleri; yasalar, vergiler, sözleşmeler, maaş ödemeleri ve günlük yaşamın neredeyse her alanına derinlemesine entegre olmuş durumda. Bunun yanında ABD doları, sınır ötesi işlemlerde hâlâ baskın konumunu koruyor.

Değerli metaller topluluğu içinde ise, paranın yeniden bir şekilde altına bağlanmasını, yani itibari para yerine yeniden altın standardına dönülmesini savunan geniş bir fikir birliği bulunuyor. Ancak bu yaklaşım, çoğu zaman dijital olan her şeye karşı köklü bir güvensizlikle birlikte geliyor. Bu temkinli bakış açısı da büyük ölçüde Bitcoin olgusunun etkisiyle şekillenmiş durumda.

Sıkça rastlanan görüşlerden biri, yaklaşık bir asır önce geçerli olan klasik altın standardı dönemindeki ödeme sistemlerini yeniden canlandırıp bunları bugünün çok daha karmaşık ekonomisine doğrudan uygulamaya çalışan nostaljik bir anlayıştır.

Öte yandan kripto para (cryptocurrency) çevrelerinde birçok kişi, altının fiziksel yapısını başlı başına bir dezavantaj olarak görüyor ve bunun, dijital çağda yeniden para işlevi kazanmasının önündeki en büyük engel olduğunu düşünüyor.

Dolayısıyla asıl soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Altın ve gümüş, dijital ödemeler üzerine kurulu ekonomilerde yeniden gerçek anlamda para olarak işlev görebilir mi?

* Kinesis hesabı açmaya karar verirseniz, Kinesis Exchange, Kinesis Pay, Metalback ve şu anda beta test (beta testing) aşamasında bulunan Kinesis Card dâhil olmak üzere platformun tüm hizmetlerine erişebilirsiniz. Benim yönlendirme bağlantımı (affiliate link) kullanmanız, deneyiminizi hiçbir şekilde etkilemez ve size ek bir maliyet de getirmez; yalnızca bu web sitesini desteklemeye yardımcı olur. Bu web sitesindeki her sayfada bir yorum bölümü bulunmaktadır. Herhangi bir sorunuz ya da görüşünüz olursa, konuyla en ilgili sayfaya yorum bırakabilirsiniz.

Scroll to Top